Olmayacağı istemenin, onu büyülü halde kabul etmenin, sanki… sanki ona kavuşulsa mükemmel mutluluğa da ulaşacağını sanmanın ama gerçeklikte o olmayacağın olamaması, üzmesi, yüreği sızlatması… Arabesk gibi kaçtı, her zaman, bunu yaşarken bile öyle gelirdi “yüreği sızlatması” demek ancak hissettiğim bu olurdu. Şimdi o kadar dünyadayım ki, o kadar gerçeklikteyim ki, daha az üzüldüğüm bu günlerde yine de içim titreşiyor o eski arzuyu hatırlayınca.
Kesin hakkında yazmışımdır bu şarkının. 10 yıldan uzun süreli bir defter bu, ne günlerimi döktüm üstünü her türden katmanla örterek. Şimdi yine çalmaya başladı, hatırladım ben de nasıl kendimi hissediyordum bunun sözlerinde diye. Kimse için değil, hepsi için. Yani, olamayan için. Aşıktım X’e de bu şarkı onu hatırlatır değil yani, beni hatırlatıyor. Kimi düşündüğüm belirsiz, o kişi öyle kartondan ki benim hayalimde…
“Si tu disasis… si tu disais” diye fısıltıyı duyunca geliyor o hislerim aklıma. Sözler de şöyle:
If you said let’s go
If you said I’m sick of this place
I would listen to you
I wouldn’t hesitate
And whether it’s for a town
A godforsaken place
It wouldn’t bother me
I’d be ready as if
I was waitingIf you said up to now
We’ve gotten by with the blues
I would agree
I would answer that it’s true
Every wall, every crack
I am sick and tired of this place
If you said only this
I’d be ready as if
I was waitingIf you said let’s go
If you said it was time
I would listen to you
I’ve been ready for a while
But you never say
You never decide
Never think of what we could do
I don’t know why you’re still here
Çok güzel hala. Ama olmayacak, hayaldaki birine – kavrama – “Ben senin için her şeyi yapar, her şeyi bırakırdım.” demek öyle kolay ki… Sanki o gelmemiş sadece, sen zaten o gelmeyeceği için içinde bu gücü hissetmemişsin de ondanmış her şey gibi. Sanıyorsun ki en yüce sevgiyi bulacaksın – hala bulmadın da onu – ve her şey, bu dünyadaki tüm acın sona erecek.
Yaşamak neden bu kadar hüzünlü bir yandan, hiç bakmıyorsun ona. Yeter ki kurtulayım, yeter ki bu karanlıklar bitsin. “Benim ne hissettiğim önemli değil, ben karanlıktan ‘O’nunla çıkarım, yeter” hissi.
Zaman içinde hayatı kabul edebilmeye başlayınca (acaba?) karanlığa gözün alışıyor. Çıkamayacağını anlıyorsun, o sonsuz ışığa ulaşmayacaksan da bir şeyler aydınlatıyor ortalığı. O zaman da bu “kurtarıcı”lar aslında sadece figüre dönüşüyor, sen istiyorsun ki daha gerçek insanlar olsun hayatımda ve karanlığımızı, hepimizin karanlığını daha yaşanabilir kılalım.
Olduğunca.
…
Yine de bazen o hisleri öyle özlüyorum ki. Daha mutlu olmadığım ama imkansıza doğru umudumun olduğu. Bu umutsuzluk anlatımı değil, sıradan konuya umutsuzluk değil. Sadece işte… Büyümek belki. Yine de ne kadar büyürsen büyü, çocukluğunu özlersin ya arada. Onun gibi hevesleri özlüyorum, acısını bile. Ama istemiyorum bi’ yandan da yaşamayı, hiç hem de.
O yüzden artık “Ben yapardım her şeyi” de demiyorum, diyene de hiç inanmıyorum.
Öyle bir zamanda öyle bir yazı ki, ancak yaşayanın anlayacağı dilde… Zor gerçekten zor…