İçeriğe geç

Umutsuzluk üzerine

Tatlı bir his aslında sanki; dokunmuyor, batmıyor, acıtmıyor… Ayaklar yere basmaz da havada süzüldüğünü duyar ya insan, ona benzer bi’ hal. Esinti yok ama, sadece süzülme, hafiflik biraz da. O yüzden diyorum ya, kötü his yok. Ama iyi mi? Bilmem, sanki. Sadece yani…

Az önce öyle hareketsizce bi’ süre durdum. Sonra ne yazacağımı bilmeden bilgisayarı, burayı açtım. Şarkıyı da biliyordum ama ne müziği aklımdaydı, ne sözleri. Yine de açtım, hatta ufaktan da şaşırdım çünkü gerçekten aklımda yokmuş nasıl olduğu. Neden geldi? İsmi belki. Bi’ de benzerlerde dinlediğimde hissettiğimi biliyorum. Bunları pek unutmuyorum.

Öyle de “underground” ki hâlâ, yarın videosu kalkabilir ama n’apalım, güncelleriz.

Hafif tını, dinginlik, John’un hiç rahatlatıcı olmayan ama benim artık alıştığım sesi. Dinlediğimde neden bunu istediğimi yine de tam bilmiyordum çünkü hiçbir şeyi bilmiyorum ama sonuna doğru “We’re lost at sea” dediğinde anladım doğru seçtiğimi.

“I feel the hope running low
We never found our way home
There is no more world
The land is gone”

“Ev yolu” aramaları da bitiyor hani, uyuşma geliyor işte. Yorgunluk var mı? Bilmem. Herhalde vardır, olmaması imkansız. Ama uyuşukluk bunların sızlanmalarını içermiyor zaten. Kendi içinde de hissettirmiyor, rahatlığı, boşluğu var.

Üşümek güzel değil ama yazın hemen hiçbir durumda sıcaklığa sarılıp durduğun gibi o donukluğa erişemezsin. Uyuşmayı hissetmek herhalde daha zor yazın. Kışınsa sadece uykuyu isteyerek öyle kıpırdamadan, sıcaklık azalacak diye tatsızlık duyarak duruyorsun. Ne huzurlu, ne tatlı, ne de üzgün. Uyuşmuş işte; biraz rahat, biraz rahatsız.


“We’re lost at sea” diye söylemek biraz yanlış, “I’m lost at sea” olur çünkü bunun söyleneceği kayıplıkta kimsenin olduğunu sanmıyorum. Görmüyorum. Yani, olsa keşke de demiyorum, niye diyeyim ki? Kayıplıkta bir şeyin bulunacağı yok, böyle bir ortaklığın anlamı yok ki. Ama en “bırakmış” olan da kayıp değil, “yenilmiş” olan da, “karmaşık” olan da…


Belirsizlik kayıplık, umutsuzluk orada. Belirsizlik kocaman deniz, koskocaman. Her yeri sarıyor, bazen boğuyor, bazense tatlı tatlı taşıyor seni.

E her şey böyle orta halliyse neyin umutsuzluğu ki? Yaşamanın belki. İyisiyle, kötüsüyle, var olarak, varlığını duyarak. “Ne önemi var ki?” demeden, kendi önemini kendin bilerek. Sadece zaman geçirerek değil de, bir şeyleri isteyerek. Bir şeyleri planlayarak, onlar için çabalayarak. Anlamlı hissederek, anlamda, onun içinde somutlaşarak.

Ama kısaca “mutlu olmak” diye geçirdiğin bu hâl de gelmiyorsa gelmesin. Geleceği olsa zaten gelirdi, hep söyledin. Bırakmak da normal, bazen de kolay olanı seçmek.

Zaten zaman geçiyor, kaldı ki şimdilerde tedirginlik had safhada. Eh…
Ben, biz, sen… Karman çorman. Uyuşuk, umutsuz, tedirgin… Uykulu… Mmm…
E iyi.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.