İçeriğe geç

8

Bugün bir şeyler yazmam lazım ve aslında – sizin istediğinizi düşünmek ukalalığından kesinlikle değil ama – kendim için yazabileceğim milyon konu var. Yapacak mıyım? Nelbette hayır. O zaman “random” buyrun.

  • Delirme övgülerine gıcıklanıyorum. Hocam (hocam?) siz delirme diye kendinizi idealize ediyorsunuz! Anlatayım mı idealize edişinizi? Şu an kafam müsait değil, yapamam. Ama hoş değil.
  • İnsanın kendisiyle barışık olması lazım. Bu yüzden de delilik övgüleri ile kendisini idealize etmesi iyi şey, yapın.
  • İnsanın çelişkili olması iyi değil. Ben iyi bir şey olsaydım kendi kendime konuştuğum buradaki yüz bilmem kaç yazı, üstü iki defter dolusu (yırttıklarımı saymıyorum) defter, üstü ekşi, üstü twitter olmazdı.
  • Bugünlerde bir sorgulamam var: Maddi/somut sıkıntılar mı daha sıkıntıdır, yoksa manevi/soyut sıkıntılar mı? Ouğğ! İkisinden de var elimde ama ikisinden de çözüm uğraşındayım! Ama… Niye sıkıntılarımı sıkıntı görmekte zorlanıyorum acaba?
  • Yazasım geldi, o yüzden yazıyorum. Utanırsam (%99 olacak bu) ve bi’ ses beni durdurmazsa silerim: Şansım kafamdı. Hep. Çalışınca (öncesinde çalışmadan) oldu. Gerçi düşününce, şanssızlığım da kafamdı.
  • Fotoğrafik hafızam olduğunu düşünüyorum. Fotoğrafik hafızayı bildiğimden emin değilim ama sizinle geçirdiğim anda bir hareketiniz, duruşunuz, haliniz kazınıyor beynime. Sonra hep öyle hatırlıyorum. Fotoğraf karesi gibi. Kalmıyorsa (kalmasını istediğim birinde kalmamıştı) ne oluyor bilmiyorum.
  • Öyle zamanları hatırlıyorum ama öyle bugünü hatırlamıyorum ki… Bozukluğum rahatsız ediyor beni çünkü iç sesim beni çok konuda yargılıyor. Geçen yakın arkadaşım “Yeter be!” yaptı hatırlamadığım konudan ve %100 (yüzde yüz) haklıydı çünkü söylediğine göre o kişiyle kaç defa aynı yerde oturmuşum ama… 14 yıl önce lafladığım insanı bi’ kafede tanıdım ben!
  • Simplicity’yi o kadar seviyorum ki… Bakmayın onun olmadığı insanlara yaklaştığıma, hayatımda kalabilenler hep basitliği tercih edenler oluyor. Edemeyenler de ben tutmadığımdan değil, kalamadıklarından kalamıyorlar. Çünkü karmaşıklar. “Gamze, seni anlamıyorum” diyen adam hep sevdiğim – aptal da değil kesinlikle. Sadece basit. Çok daha temiz. Arada var, çoğunlukla yok. Öyle. Kim var ki?
  • Bana müzik katkısı yaptınızsa sizi ölseniz unutmam. Söylemem de. Böyle bi’ şey var. Çöp gibi şeyler dinlediğimi düşünüyorsanız bi’ zahmet kendinize tokat atın. Ben çok çok çok şey dinliyorum çünkü.
  • Çok şey de okudum yıllardır da okuma dünyası uçsuz yaa… Oku oku bitmiyor ve her okuma çok zaman, emek, sabır istiyor. Aristo’nun daha çok şeyini okumak istiyorum mesela. En çok da Proust’u komple okumak istiyorum Kayıp Zamanın İzinde ile ama ikinci kitabı bile okuyamadım. Böyle Buyurdu Zerdüşt gibi üçüncü denememde başaracaksam da yaşım itibariyle yedi (7) kitaplık bi’ seri için zor şeyler söz konusu.
  • Giorgio By Moroder’ı ilk keşfettiğimde (belki ilk dinlemem değildi) mest olmuştum. Çok müzik türüne atıfta bulunup rock’ı sona koyduğu için. Çok güzel bir şey değil mi synthesizer övgüsü ile çok müzik türüne selam çakmak?
  • New Way of Life’ın riff mi solo mu anlamadığım o ara bölümünün synthesizer eseri olduğunu öğrendiğimde de çok şaşmıştım. Biraz The Sound için burukluk da hissetmiştim. Kısa sürdü bu tabii. Çünkü Adrian Borland’ı çok severim, New Way of Life’ı da, synthesizer’a da saygım var. We **kalp** techology.
  • Bütün enstrümanları seviyoum, HEPSİNİ! Bağlamadan emin değilim gerçi. Ama genelde hepsinin bir parçada belirgin öne çıkışında mest oluyorum. Yine de, flüte rağmen, favorim gitar olacak sanırım. Neden? Bilmem.
  • Çok mu yazdım? Evet. Okudun mu? Deli misin?! Yoo. Daha anlatabilirim de bence susayım. Çoğunlukla susuyorum zaten artık. Bu konulara zerre değinmiyorum. Oğğ… Extremely normal person.

Sustum. Kendimi gömecektim, geri aldım. Bu bir gelişme. Go go baby!

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.