İçeriğe geç

Kontrol

Şimdilerde çok popüler bir tabir var: “control freak”. Çok kişiye takıntılarından ya da evhamlarından ötürü söyleniyor. Tam anlamı nedir, nasıl bir şeydir ben de bilmiyorum doğrusu, ilgilenmiyorum da. Psikologlara bırakıyorum yine. Ama bir kontrol var bizde, bizden içeride. Hayata dair. Ona baksak biraz?

Belirsiz konuşma isteğimden, üstü ötülülüğü tercih edeceğimden değil ama kontrolde benim en çok düşündüğüm yapı tanımı ya da sınırları çok belli olmayan bir şey. Zorlayayım kendimi… Her harekette oluşacak neticeyi sadece kendin kaldıracağını düşünmek, sorumluluk almak, bırakmamak, beklememek… Bir de haliyle düzgün olsun bir şeyler diye uğraşmak. İç çekişmelere karşı bunu yapmak, çünkü çekişmelerde neyin doğru olduğu her zaman belirsizleşiyor. Buna rağmen, dürtüsel olana değil akla yatana yönelik davranmaya zorlamak kendini. Bildik mi biraz?

İşte bu kontrolü bırakmak çok güzel geliyor fikren. Bunu bilen Dead Man’s Bones, a.k.a. Ryan Gosling’in grubu, bir şarkı atıyor ki ben bu şarkı yüzünden Ryan Gosling hastası oldum birden. Bırakayım şuraya:

Şarkı Lose Your Soul, teması da soul-control bağlantısı kuruyor zaten. Diyor ki

“You’re gonna lose your soul, tonight
You’re gonna lose control, tonight.

I get up in the morning
To the beat of the drum
I get up to this feeling
Keeps me on the run
I get up in the morning
Put my dreams away
I get up, I get up, I get up again”

“Ben her gün kalkıyorum, aynı hallerde. Her gün hayalleri bir kenara bırakıyorum ama her sabah akşama ruhumu/kontrolümü bırakacağım hissi beni oyunda tutuyor.” Çünkü o adam bana vaat ediyor bunu, hem de çok çekici bir söyleyiş şekliyle, piyano eşliğinde.

Çok güvenli bir kontrolsüzlük söz konusu, rahat, ideal. Daha önceden de hep söylediğim, güzel netice. Bir nevi paylaşım, yük alma, rahatlatma. Mmmmm…

E bir de bunun böyle tatlı, temiz, vaatlerle olmayanı var. Hangisi? Nevet, tabii ki o! Benim daha aşina olduğum, daha sahiplendiğim, daha gerçekçisi. She’s Lost Control, Joy Division‘dan. Herhalde 200 defa paylaşmışımdır, yine koyuyorum buraya:

Müsaadenizle öncelikle ben bu şarkıyı milyon yönden beğendiğimi belirtirim. Ana melodisi olsun, Ian Curtis’in ölü soğukluğunda söyleyişi olsun, hikayesindeyse anlatıcı olarak şaşkınlığı olsun, gitar riff’inin girişi olsun (canlı performansında ona bayılmıştım hele – videosunu arayınız), sözleri olsun… Sözleri? Hepsini zaten tutarım, kendimde görürüm “And she’s clinging to the nearest passer by” ve bunu yaşayan, bilen arkadaşlar dışında – herhalde – ama…

“Confusion in her eyes that says it all.
She’s lost control.

And she gave away the secrets of her past,
And said I’ve lost control again,
And a voice that told her when and where to act,
She said I’ve lost control again.

But she expressed herself in many different ways,
Until she lost control again.
And walked upon the edge of no escape,
And laughed I’ve lost control.”

Düz çizgide yürürken birden dağılmak bu. Her şey tamam, hşşş diye giderken giderken… Birden “yeter”in basması. Görmezden gelinen ya da belki de sadece içten gelişen karmaşaların yüzeye vuruşu. Belki de hiçbiri iç dünyadan değil, hepsinin somut sebepleri ve yerleri var. Kime ne? Kimseyi öldüren yok, yaralayan da (belki?).

Hani ben kontrole sahip miyim şu anda bilmiyorum, kaybettiğimi hissedeli çok oldu. O kontroldü ki daha “normal” tutturan insanı. Ama kimse de diyemez ki mantıksızlık bu diye. Der mi yoksa? Der tabii. E kime ne? Doğru.

Ha ama kontrol kontrol demişken bir türü daha var, o da benzer ama aslında ismini aynı tutacak kadar benzemez. Geçen hatırlattı birisi bana, lisedeyken çok dinlerdim, çok da severdim. Anathema‘nın Lost Control‘ünü bilirsiniz? Ben sadece Alternative 4‘larını dinlemiş birisi olarak o albümden Fragile Dreams ve bunun arasında gel-git yaşardım hangisi daha güzel diye ki ikisi de aynı duruma farklı tepki veriyor gibi bir şeydi. Bir de Regret vardı, severdim, severim ama… Bunlar gibi değil. Neyse, Lost Control’ü dinleteyim önce:

Şimdi… Video klipte de göreceğiniz üzere bi’ teenage/ergen havası alıyoruz bunlarda ister istemez. Dead Man’s Bones’da çocuklar var yan vokalde, bana bundaki ifadeyi vermiyor hala. Neden? Benim aksiliğim olabilir de her ne kadar depresif havayı çok sahiplensem de bundaki vazgeçmişlik, “Amanın hayat vurdu bana, bırakıyorum artık”ı mis gibi melodili, güzel vokalli, kısmen ağlak – ve güzel – kemanlı parçada anlatmak… Biraz arabesk hava içeriyor tüm metal parçalarında olduğu gibi ve evet, Gamze the pis insan doesn’t like metal soul. Yani sözleri koyarsam…

“Life has betrayed me once again,
I accept that some things will never change.
I’ve let your tiny minds magnify my agony,
And it’s left me with a chemical dependency for sanity.

Yes, I am falling… how much longer till I hit the ground?
I can’t tell you why I’m breaking down.
Do you wonder why I prefer to be alone?
Have I really lost control?

I’m coming to en end,
I’ve realised what I could have been.
I can’t sleep so I take a breath
And hide behind my bravest mask,
I admit I’ve lost control.”

Girişten arabesk, “Hayat vurdu bana, gördüm ki istediğim gibi değiştiremiyorum bazı şeyleri.” E canım olgunlukta zaten olduğu gibi kabul etmek de var. Hayat seninle uğraşmıyor, bunu kızgın kızgın konu ediyorsun da kendi dünyan var bi’. Becerebildiğin ya da olamayan şeyler. Tabii canın sıkılır, tabii üzülürsün, insansın neticede de bunu bir “savaş” olarak algıladığında zaten baştan saçmalamış gidiyorsun. İlaç kullanman da dünyanın sonu değil, ne abartıyorsun?

Ha düşmek dersek, o konuda senden daha ağır kanlı, daha depresif davranan Songs: Ohia var, The Black Crow ile ve acı gerçek ki Jason Molina da sonunda alkolizmden öldü. Hani yine de umutlu davranan, Just Be Simple diyen, içten içe depresifliğine kızsam da Blue Chicago Moon ya da Didn’t It Rain pozitifliğine bayıldığım adam.

Bi’ de “Elalem ne der?” mantığı hakim çünkü sonunda gidiyor, o kadar uçlarda gezip gezip “hide behind my bravest mask” seçiyor. Zaten diğer iki parçada bahsedilen kontrolü bırakma o maskeyi, cesurdan ziyade “normal” olmaya iten şeyi bırakmak. Hele ki Joy Division’ınkinde olan.

Yani bu farklı bir şey, bu hayata karşı vazgeçme, yenilme, öyle bir şey. O kafada gidene ben “E öyleyse yapacağın belli?” diyorum, sonra fena insan oluyorum. Hayır, becerememe riski de var – hani deneyim konuşuyor bir şeylerde. Bu kafa – şarkının güzelliği bir yana – ergenlik sonrası pek kalmamalı sanki, hı?

Veee… Tekrar ana kontrolü kaybetme, kontrolde olmaya gelirsek en güzellerinden birini de David Bowie söyler, hem de daha çok Kurt Cobain tarafından söylenişiyle bilinen (o versiyonu da güzeldir bence) şarkısıyla: The Man Who Sold The World.

“I spoke into his eyes,
‘I thought you died alone
A long long time ago’

‘Oh no, not me
I never lost control 
You’re face to face 
With the man who sold the world'”

“Dünyayı satmışım ben bee, kontrolü kaybetmenin lafı olmaz! Yalnız ölmek mi? Hahahaha!” eden adam, çok tatlı, çok güçten bağımsız (çünkü satıyor, idealist hiç değil), kendi kendine varlığını sürdürüyor; iyi desen değil, kötü desen değil. Sadece orada, hem kendi kendine, kimseyle alakalı değil, hem de herkesle alakalı…

Sonra David Bowie, Nirvana‘nın sonradan canlı performansta çello ile yaptığı soloyu kendi sesiyle koyuyor ortaya, ben ikisini de çok beğeniyorum.

Bundaki adam diğerlerinden daha ileride bir yerde, sanki. Ne birine ihtiyacı var bırakmak için, ne darma dağınık oluyor, ne de ağıtlarda. Daha mutlu mu? Sanmıyorum aslında. Kontrolü elinde tutarken her zaman risksiz ama mutlu edici değil. Belki de aştı, mutlu oldu, onu da bilmek imkansız.

En güzel kontrol bırakma ilkinde, en çok yaşanan ikincide, en sonunda varılan da sonuncuda olsa gerek. Yaşadığımız şeyde yapımızın getirdiği bir yerde, sorgulamalar içinde, sorgulamasızca geliştirilen o kontrollerde…

Afiyet olsun hepimize.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.