İçeriğe geç

Tutkunluk

“I said ‘Kiss me, you’re beautiful.
These are truly the last days.’
You grabbbed my hand and we fell into it –
Like a daydream or a fever.”

Bunu yaşamayacağız tabii. Sen de yaşamayacaksın okuyan, okuyor musun ki? Her şeyi bırakıp atlayacağımız o an gelmeyecek.

Yok bu karamsar bir yazı değil. Bunu baştan belirteyim. Hani biraz “This is not a love song” diyen John Lyndon gibi olayım (Bu ismi söyleyince sana bir şey ifade etti mi?). Depresif dönemimde değilim, daha uyuşuk, tatlı, karışık…

Eğer ki ilahi bir amaç için yaşıyor olsaydık, bir terör örgütü (diğer adıyla kurtuluş örgütü?) üyesi gibi, o zaman aslında bu sözleri söylediğimiz biri çıkabilirdi aramızdan. Sen değilsin, ben de değilim.

32 yaşıma geliyorum, az kaldı. Hala böyle taşkınlıklar istiyorum gibi gelmesin, değil derdim o. Ben beylik laf söyler gibi hep mutluluk aradığımı söyledim – muhtemelen olamayacağımı bile bile. Ama bu alıntıladığım sözler var ya, girişteki, onun tamamı şu.

Mutluluk benim için çok uzak geliyorsa da mesela ben bunu dinlerken, 9. dakikadan itibaren tatlı tatlı mutluluk havasına giriyorum. Huzurlu bir şey benim için Dead Flag Blues, adı ve hikayesi öyle olmasa da. Demek ki çok da aykırı bir beklentim yok, hı?

Senin nasıl peki? Tahmin yürüteyim, önüne önüne geleceğin için bir tahmin sunayım istedim ama yapamadım. Çünkü okuyan insan için nasıl biri olduğuna dair kafamda bir imge oluşmuyor. Bir kişiyi biliyorum, söylüyor, onun da geleceğini çizemem çünkü tanımıyorum hiç – tanıyayım da demiyorum. Peki senin nasıl? Hani bana anlat diye değil. Ama mutluluk arıyorsan, kendin diyorsundur kendine “Ne durumdayım ben?” gibi ara ara sanki.

Ben önceden insanları daha çok tanıdığımı düşünürdüm. Alay eder gibi “İnsan sarrafıyım ben koçuum!” ederdim de aslında kısmen de inanıyordum buna. Çünkü hoşuma gitmiyor gibi gelse de genel yargılarla insan portresi çiziyordum, üstüne yerleştiriyordum kişinin, çoğunda da tutuyordu. Daha “ağır başlı” da bulunurdum o zamanlar.

Şimdi insana dair yargılarda daha belirsizim. Kendim zaten gelişine yaşadığım için, başkasına gelecek çizmem biraz… mmm… hah, aptalca! Aptalca kaçar. Bir de içinde bulunduğumuz çağ (Bak buraya yazıyorum, gelecekte bu dönem de bir çağ olacak. “Bilişim çağı” gibi bir şey bekliyorum) daha bireyselleşmeye yönelik gidiyor ya, herkes genel yapıyı reddetmeye uğraşıyor hani. O yüzden de herkes daha yalnız (Önceden ruhsal olarak yalnız değil miydi peki?), daha kendi başına, daha belirsiz var oluyor. O yüzden de olmuyor öyle sarraflıklar.

Neyse.

Sevdiğimle dünyanın sonuna doğru bir yerde bitiş için atlamayı isterdim. Sevdiğim bunu istemezdi tabii, neden istesin? Ben isterdim. Yoo, ısrar ediyorum, bu karamsar bir yazı değil. Sadece biraz yorgun olabilir. Olmayabilir de. Yani düşünüyorum, bir vadinin ucundayız, “the valley of death” ve o elimden tutup beni çekiyor oraya. Hiç reddetmezdim ya, hiç ama. Bir de sen de alıyor musun bu atlayıştaki mutluluk hissini? “Gönüller bir olsun” temelli belki, hı? Almıyor musun?

Geçen yıl mutluluk için gerekli saydığım en önemli şeyden vazgeçebileceğimi fark etmiştim, bir kazanım karşılığında. Bugünlerde düşünüyorum, şaşırıyorum. Çünkü bugün vazgeçmem önümde böyle seçenek olsa. “Kazanım” dediğim şey artık öyle olmaz geliyor. Sonra diyorum ki demek o zaman bir yanılgıydı. Ardından bu da belirsizleşiyor çünkü yaşayabilseydim o düşündüğümü, belki de gerçekten mutlu olacaktım ve bugünkü düşüncem oluşmayacaktı. Böyle böyle gidiyor işte.

Bir yere bağlayacak olursam, ilahi bir amaç uğruna bir şeyler yapmak isterdim herhalde. Ama o amaca inanmam, onu istemem, bağlanmam lazımdı hani. Bendeki kafa pek ona yaramıyor. Fanatizmlerin hepsine yüz ekşitiyorum, ne bağı?

Ya sen? Sen de ister miydin? İstememen mümkün mü ya? Anlatsana?

2 Yorum

  1. Tesla Bey Tesla Bey

    Sanırım o şeyi arıyor herkes. En çok arananlardan. Galiba tanrının stoklarında bizim bedenimize uygunu kalmamış.

    Ben kendimce yani artık olmasa da olur modunda takılıyorum. Yaşıyorum böyle. Liseli falan da değilim hergün bir insanla mutluluk hayal edeyim. Bir şeyler eskiyor, arayışlar da dahil sanırım.

  2. Ebru Ebru

    Hayata bir süreliğine mola vermişim gibi bir süreçten geçiyorum. Dışarıyla ilişkim kesilmiş gibi. Zorunluluk değil tercih tamamen ama hani biraz benden de bağımsız. Mutsuzluk mu hissettiğim kararsızım. Mutluluk arıyor muyum bunu da anlamıyorum dolayısıyla. Ama ”normal” yaşama dönmeyi istiyorum artık. Sıkılmak mutsuzluk sayılır mı?

    İnsanları iyi tanıdığımı sandığım bir devri kapatalı kısa bir zaman oldu. Fark ettim ki aslında tanıyamayacağımız kadar çok insan var. Hepsini tanıyamayacağımız kadar az zaman var. Esasında insan var, insan var. Tanımaya değer insanları çaba harcamasak da derinlemesine anlayabileceğimize inanmaya başladım.

    Ne kadar ”yorum” sayılır bilmem, denk geldikçe yazılarınızı okuyup dinliyorum iliştirdiklerinizi. Ve sizi tanımıyorum ama anladığımı hissediyorum. Bu kez sadece okuyup kapatamadım sayfayı nedense.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.