İçeriğe geç

Zayıflık üzerine

Hayır hayır, fiziksel zayıflık değil. Onu anlatamam ben, çocukluğumdan beri çok zayıf olmadım hiç. Ruhsal zayıflık? Genelim olmadı herhalde ama olmalı, var, çıkarmaktan çekinmek yanlış belki de. Çünkü bunu gölgelemek kazanç getiren değil, oynamak. O zaman neden ortaya koymayayım?

O kadar mantık savaşı veriyorum ki uzun zamandır, yoruluyorum her zaman. Mantığına en güveneceğim (neden tam olarak bilmeden) insana sordum geçen başka konu arasında, sence ben çok mu düşünüyorum diye. Dedi “Bazen.” – belki düşünmedi bile. Ama fark etmezdi ki, sorgulamadım onun dediğini hiç. Sonra söylediği benden bazı bazı bihaber olduğunu gösterdiyse de. Neticede o an bi’ rahatlık geldi, sanki “Sal kendini!” demiş gibi, saldım. Ba-yıl-dım. Ama… Ama bu devamlı olamıyor.

Şimdi de dinlerken ilk dinlediğimde de çok beğendiğim şarkıya bakıyordum da…

“Contact’s the fact – I need it
Contact you because I need you.

Take me out
You take me out of myself
You can take what you want from me
Because I know you
Hate it when I’m crazy
It’s a side of love
You never wanted to see”

İhtiyaç sadece, başka hiçbir şeye varmıyor yoksa. “Neden?” diye soruluyor, tek söyleyebildiğim “Bilmiyorum.” çünkü bilmiyorum. İhtiyaç ama. Asıl ihtiyacın yanında nokta kadar ama ihtiyaç. Doğru değil, olması gereken değil, netice verecek ya da mutlu edecek de değil. Dahası şimdi de ihtiyacı gidermiyor çünkü kişiler farklı, kavramlar da, olanlar da. Ama… Nereye kadar giderse?

Hiçbir şey anlaşılmıyor nelbette, şarkıyı şuraya koyayım da daha anlaşılır toplumsal şeylere geçeyim.

Çok güzel bir şeydir kendisi bence, The Sound‘un bu albümü komple güzeldir ama bu şarkıyı ayrı severim ilk dinlediğimden beri. Bir de defalarca intiharından bahsettiğim Adrian Borland‘ı bu albümde de çok hayata tutunma uğraşında görürüm ben, ilk şarkı Winning hele bunu öyle bağırır ki şaşar dinleyen. Tabii şöyle bir detay da var, From The Lion’s Mouth 81 çıkışlı albüm, Borland 99’da kendisini tren önüne atıyor. O 18 yılın içinde nelerden geçti, yaşadığını bıraktım, ruhsal olarak geçirdi kim bilir? Bilmeli midir? Yine de Winning’de anlattığına bakarsak…

“What holds your hope together
Make sure it’s strong enough
When you reach the end of your tether
It’s because it wasn’t strong enough

I was gonna drown
Then I started swimming
I was going down
Then I started winning”

Dün 10 yıldan fazladır tanıdığım kişiyle görüştüm, daha 3. kez karşılıklı, yüz yüze görüştük ama ben evde, dış dünyadan kopukken o kadar laflardık ki… Son görüştüğümüzden bu yana 8-9 yıl da geçti. Çok hikaye var anlatılabilir, kimse de ilgilenmez herhalde ama o tatlı tatı anlatırken zayıflığımı gördüm. O kadar istedim ki ben de normal, düzenli, düzeyli (?) bir hayat kurabilseydim kendime diye (bunu yalnız da yapmasaydım)… En başından bozuk bi’ kafaya – hem de çok düzgün bulunan bozuk bi’ kafaya sahip olmasaydım diye. Benim zayıflığım çok, çok çok çok. Hayatın zorluğuna dayanırım, dayandığımı sanarım – ki somut veriler dayandığımı söylüyor – ama bir yanım aşırı güçsüz, tutunan, dik duramayan ve en kötüsü de dik durmayı aslında mantıksız bulup istemeyen bir şey! Standart yapıyı baştan, aklen reddetmeseydim diyorum. Abartıyorum gibi gelecek, neticede jiletçi değildim de… Ah…

Şimdi de bir zayıflığımla mutsuzum ama zaman zaman, anlık tatlı hissedip – hem de bunu tamamen yalan, zoraki, anlamsız görüp devam ediyorum. Neye kadar, ne için, nereye varmayı planlayarak? Hiçbir yere. Hiçbir şekilde. O kadar istedim ki böyle olmasa diye… Ha çok da bir şey olmadı, sürüklenemiyorum bile.

Boşluğa düşmek üzereyim sadece yine, uyuşarak. Hayır, diğer görmezden gelmeler değil, bu defa uyuşarak. Yok olarak.

I’ve always contacted the fact – maybe contact’s not the fact but i need it.

Tek Yorum

  1. Tesla Bey Tesla Bey

    Insan gercekten zayif midir merak ediyorum yoksa zayif olmak gibi bir zorundalik hissettigimiz icin mi boyle dusunuyoruz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.