İçeriğe geç

Aşk ölmek midir?

Dramatik başlık bu, farkındayım. Dramatik derken, “dramatically” de yani, onun da farkındayım. Ama bu bir iddia. Birileri öyle olduğunu söylemiş. Öyle mi ki?

Ölmek neydi, onu biliyor muyum ben? Onu biliyorsam da, aşk ne asıl onu biliyor muyum?

Cicero “Ölmeye can atmıyorum ama ölüme de aldırmıyorum.” der Ölüme Övgü‘de. Robbie Williams bir nevi tersini fekat aynısını Feel‘da “I don’t wanna die. But I ain’t keen on living either.” diye ortaya koyar. Genel algım böyle sayarım ben de, kendimi bildim bileli.

Ama bir gerçek daha var bende. Ben yaşamayı, nefes alıp varlığını sürdürmeyi değil, yaşamayı seviyorum.

Yaşamayı farklı görüyorum, doğru. Öyle dünyanın öbür ucuna gitme, maceralar yaşama, her dakikasını verimli doldurma diye değil de memnuniyet hissini gerekli sayıyorum. Duymadı değilim bunu, arkasından pek öyle gibi davranmadımsa da ergenlikte bile yaşamak ne güzel diye hissettiğimi hatırlarım.

Ama bunu hissettiğin bazı zamanlar için, tatsız hayatı çekmeye değer mi?

Hayır, şimdi ölüme hazırlanan, intiharın eşiğindeki kişi değilim. Ama aşkın ölümlüğü varsa, o zaman onun dediği ölüm neden olmasın?

Neyi söylüyorum habire? Şu:

“Dinlemeye gelemiyorum bunu Gamze ben” mi? Eh… Haklısınız, zevk. Diyor ki Warpaint, Love Is To Die‘da:

“Love is to die.
Love is not to die.
Love is to dance.

Love is to die.
Why don’t you not die?
Why don’t you dance?
Why don’t you dance and dance…”

Son aylarda çok dinledim. Sardı ama bi’ yandan da “cheesy” buldum, sözleri hele çok da anlamlı olmadan tutar diye konmuşlardan geliyordu. Ama ruh hâli sarınca belki, kendim anlamlandırdım herhalde. Aslında bir şeyleri var ettim.

“To die” belki vazgeçiş, hayatın genelini bırakış, hı? “No to die” da tutunma, dümdüz, bomboş varacağın noktayı – sadece nefes almayı kesme. “To dance” zaten besbelli, bir şey var severken yaptığın hani. Niye duruyorsun diyor ya, gerçekten. Neden duruyorsun derim ben de sevebilecek insana – biraz da aptallığımdan.

Nasıl ruhsuz yazıyorum, nasıl eğreti, nasıl dışarıdan… Böyle değildi bugün aslında da neyse.

Yazıyorum öyle, oraya, buraya, deftere. Niye? Her birinde farklı kafa, farklı hava. Niye? Kendime telkinde de bulunmuyorum, kimseye akıl da vermiyorum. Versem komik olmaz mı zaten? Kendim nirvanaya vardım da başkalarını mı çağırıyorum? Eee? O zaman niye? Rahatlatıyor herhalde, biraz. Bu da benim terapilerimden.

Yanlış yapan insanım, “dans et” de dedim kendime. Neticede üzgünüm de, hiç anlayamadan. Terapi lazım, kimseye gölge de etmezken.

Aşk nedir biliyor muyum demiştim ya başında. Bilmiyorum sanırım. Ben şarkıları biliyorum. Yaşamayı da. Bu kadar. Siz biliyor musunuz onu da bilmiyorum, merak da etmiyorum pek. Ama anlatmak isterseniz anlatırsınız. Nasılsınız?

Tek Yorum

  1. Esmeralda Phoebus’u düşünür.

    Frollo ve Quasimodo da Esmeralda’yı düşünür.

    Sonunda Frollo karşılık görmeyince Esmeralda’ya büyücü der ve idama gönderir seni.

    Sonra Quasimodo da idamı izleyen Frollo’yu merdivenlerden aşağı iter ve öldürür. Esmeralda çoktan idam edilmiştir..

    Ardından Quasimodo aşağıya iner ve Esmeralda’nın cansız bedenine sarılır. Quasimodo ve Esmeralda’nın iskeletleri bir mahzende bulunur.

    Bence böyle olmalı bahsettiğin şey. Bence yani müzik hanım. Elinize saglik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.