İçeriğe geç

Basitliği denesek mi?

Geçen yıl gittim “Just be simple” dövmesi yaptırdım koluma. Görenler “Pek de ‘simple’ değil aslında, ipler karışmış falan?” diyor. Halbuki incelense, düğüm haline gelen ipler uca doğru tek ipe iniyor, orada da “Just be simple” var. Bu kadar anlamlandırma pek uymuyor tabii yapısına da ben düşündüm, benim bu işte. Kendime diyorum temelde zaten bu sözü ama bir yandan bakınca da, bence ben gayet basit olmayı tercih ediyorum. O zaman neden benimle iletişim kurmak için insanlar ağdalı konuşmaya, felsefe yapmaya çalışıyor?

Eski Türkçe konuşmak pek yaptığım şey değil, yazılarımda da pek kullanmıyorum. Tabii yer yer çıkıyorlar, “mümkün mertebe” yazmaktan kendimi az önce alıkoydum (bu ne şimdi?) da genelde eskili, süslü (?) olsun çabam yok. Sadece “müşkülpesent” kelimesini kişilere söylediğim oluyor çünkü onu açıklamak zor geliyor.

Tek Orhan Pamuk kitabı okudum, o da Benim Adım Kırmızı. Neden onu okudum? Çünkü daha Nobel konusu yokken çevremde o okunmuştu. Ben o zaman okumamıştım da sonra Nobel aldı, tartışıldı derken, dedim zamanında o kitap ünlü olmuştu. Demek ki vardı bir şey, okuyayım. Ama sevmedim. Konusu gereğiydi belki, bilmiyorum ama dili bana çok ağdalı gelmişti, baymıştı çok fazla. Eğretiydi biraz benim algımda o, yapaydı. Bilmem anlatabildim mi?

Felsefe dallarına her zaman ilgim oldu. Ama bir yerlerde konuşmak için, süslü cümleler dökmek için değildi pek. Bu konuda kendimin farkındayım. Ben çoğunlukla sadece bilmek istiyorum. Paylaşayım, yorumlayayım, fayda sağlayayım, ortam yapayım değil. Bomboş. Bilmek. O kadar. Yarısı siliniyor zaten, özellikle okuma söz konusu olunca ama onda da elimden geleni yaptım. Yine de birisi gelir de hiç ortamı yokken felsefe de olmayan ama “felsefe” diye yaftalanacak laflar ediyorsa, itici geliyor. Hem de nasıl! Hayat tespitleri hele ki. Yok öyle bir şey. Ben de yapıyorum hayata dair tespitler de yapar yapmaz tereddütüm oluşuyor – ilahi adaletin olmadığı dışında.

Neyse işte. Böyle biriyken ben, olmadık konuşmalar önüme düşüyor ve ters insan yüzüm çıkıyor da en nihayetinde kısa kesme için süper “Peki” ya da “Yoo” gibi tabirler var. Bayılırım kendilerine.

Bazen basitliğe, direkt söylemeye cesaret edemiyorum. Alacağım neticeden ürküyorum, o yüzden hiç ortaya getirmiyorum. Bir de anlaşılamayacak gibime geliyor, kalabalık içinde çıplak kalmaktan korkuyor gibi bir psikolojiye giriyorum. Tabii bu da klişe bi’ yerde ama duygusal konularda açık olmam için ortam bulmam gerekiyor. Duygusal dediğim de sadece aşk, sevmek değil. Kendi duygularım işte.

Çok öznel bahsettim, hele sonda. Ama aslında kendi sayfam olunca bunu yapabilirim değil mi ya? Hmm… Bir de iyi “feedback” alsam daha ne açıklarım bu konuşmalar üzerine de neyse.

Her şeye neyse tabii. Neyse.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.