İçeriğe geç

Işıklar

Göz bozukluğunuz var mı? Bende var, miyop. 1.0 derece dolaylarında ikisine de aşağı yukarı, sağ daha ileri. Yani öyle ileri boyut bir şey değil ama yok gibi de değil. Hep de vardı. daha 13-14 yaşımdayken ufaktan başlamıştı, 0.25 ile. Ama doğal olarak o zaman gözlüğü takmak gerekmiyordu pek (“dinlendirici” muhabbeti). İlginç ki derecenin ilerlediğini fark edişim hafızama kazınmış. Tatilde, yemekte, ileriden gelenlere bakarken… Işıklar iç içe geçmiş, görüntü kayık… Bir an dedim, gözüm bozuk galiba? Galiba…

Ben bunu hep yapıyorum aslında. Yeni tabir üreteceğim ama kesin psikolojide vardır: Kendini sorgulama!

Gözlüğü taktıktan sonra ilk netliği de nerede görmüştüm biliyor musunuz ileri derecelerle? Işıklar. Ankamall Avm’deydik, dışarı bakmıştım alıp takınca. O caddeyi aydınlatan büyük ışıklar karma karışık şeylerden tek nokta ışık kaynaklarına dönmüşlerdi. Işık göz kamaştırmıyor demek ki gerekli şekilde bakınca, bunu da şimdi çıkartıyorum – yıllardır ışıktaki netliğini algılayışımı hatırlasam da.

Işıklar içinde kaybolmak istiyorum aslında. Bir de biliyorum ki ışıklar içindeyken karanlığı istediğim için kıvranacağım. Bu şey gibi aynı… Bir hayal kuruyorum, çok istiyorum olsun diye ve olmadığı için üzülüyorum – evet. Sonra insanlar (galiba “insan”, tek kişi biliyor olsa gerek) bana o hayalin gerçekleşeceği standartlarda olsam dahi, o hayal bire bir gerçekleşse bile aslında beklediğim gibi çıkmayabileceğini, mutlu olamayabileceğimi anlatıyor, ben bunu düşünmemişim gibi. Diyorum ki, evet, doğru. Olabilir. Ama yeter ki olsun da ben morarayım, bozulayım, mutsuz olayım. Yaşayamadığımla kalmayayım. Tek istediğim yaşamak çünkü.

Neyse, en başa döneyim. Kendini sorgulama. Kendini sorgulayıp her zaman haklı görme ya da yerin dibine gömme değil aslında, bağımsız bakış. Yapılabilir mi? Emin değilim. BEN HİÇBİR ŞEYDEN EMİN DEĞİLİM! Ama yapılabilir gibi geliyor ve bir yandan cılkını çıkardım bunun sanıyorum. Şimdilerde aşırı dengeli bir insanım, o yüzden az sonra yapacağım 6. shot’ımdan sonra yazayım istiyorum ama…

Yerli malı yurdun malı bir grup var: She Past Away. İsmi aynı She Wants Revenge‘i hatırlatıyor ki tür olarak hayli yakınlar birbirlerine, She Past Away’in gotikliği dışında. Melodik olarak She Past Away yener ama sözlerde de She Wants Revenge bastırır ve gerçek var, ikisi de kadına bir şekilde değer veriyor ve bu galiba gizliden hoşuma gidiyor.

Neyse, konuma döneyim. Narin Yalnızlık. She Past Away’in ikinci albüm ismi ve albüme ismini veren şarkı. Çok güzel bir şey kanımca, grubun söz olarak da en iyi gittiklerinden birisi. Ama daha çok “outro” dedikleri müzik tutuyor beni. Bir dakika hemen şuraya iliştireyim:

Basitlikten rahatsızlığınız yoksa – ki rica ediyorum olmasın – sabreder ve devamına gelince kasdettiğimi anlarsınız. Sözlere gelirsek, bir minimalizm bulabiliriz aslında. Kısmen punk (grup zaten dolaylıca post-punk’a dahil), basit ama anlatanlardan.

“Narin yalnızlığın sessiliği, sensizliği”

Yetmez mi? Bence yetmeli. Sonra da müzik girmeli devreye. Gittikçe zenginleşerek. Çok değil ama, çok işçilik istemeden. Işık… Evet ışık olsun ama yormasın beni. Dozunda, tatlı, aydınlık, etkileyici….

Kendini sorgulama mı? Tabii yeterince ele alamadım onu. Özet geçeyim mi? Geçeyim: Denge kolaydır ama Amerikanlar nasıl diyoğğğ… Sucks!

2 Yorum

  1. Tolga Şenkaler Tolga Şenkaler

    bu tam olarak uçurum gibi aşağılık kompleksi değil mi ? hayalinin beklenilen çizgiden aşağıda çıkmasını kurgulamak ama ne olursa olsun yaşamak. Bu arada mersinin nisan yağmuruyla narin yalnızlık dinlemek apayrı bir tat.

    • Gamze, gerçekten. Gamze, gerçekten.

      Aşağılık kompleksi? Onu yerleştiremedim. Beklentisiz olmaya çalışma var tabi hayalin kötü çıkacağına şartlanmakta. Ne olursa olsun yaşamak yok ama, yaşayamamak söz konusuyken.
      Ankara özel değil ama şarkı yolda iyi gidiyor, o net.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.