İçeriğe geç

Şömine Başında Dinlemelik…

Galiba bi’ Tindersticks yazısı gerekir bu siteye. Bu bir Tindersticks yazısıdır o halde.

Girişi okuyucuya kolaylık olarak sunayım: Bu yazıda ondan az bahsetmeyi planlıyorum ama tanışmak için Curtains albümü bence iyi gider, ben öyle yapmıştım – neden bilmeden. Rented Rooms tek başına her şeyi özetleyecektir fekat Desperate Man de Another Night In de (ki gerçekten A Night In var, grubun ikinci albümünde) hoş tatlar da bırakır. Yine de önceliği Rented Rooms alır, önerim sizin için dikkate değerse.

Daha romantikliğe devam etmek isterseniz diğer albümlerini de kurcalamalısınız. Mesela ilk albüm, Jism güzelliği var içinde. Birazdan bahsedeceğim şarkı da onda ama şimdi söylemeyeyim. Sonra başka başka… Duygusal mısınız? O zaman neden bir Waiting For The Moon almayasınız? Tabii şunu da belirtmem lazım: Hiç beğenilmemişti o albüm ama içinde bir parça var – hangisi olduğunu söylemek istemediğim. Sadece sizin zayıflıklarınıza dokunabilir, acıtmadan. Elinizden gelirse shuffle’a alın grubu, tanımışsınızdır bu noktaya kadar zaten ama… Öyle.

Siz zaten bu dediklerimi ve Tindersticks’i biliyor muydunuz yoksa? E ne güzel! O zaman direkt şimdi canımın istediği ve hemen, eve gelir gelmez dinlemeye başladığım şarkıya geçebiliriz. (Maalesef ki Spotify bu şarkının içinde olduğu albümü içermiyor. Curtains bile yok. Tindersticks böyle bir politika izlemiş, ilk 4 albümü koymamış. Maddi anlaşmalıklar olsa gerek. Kırıcı… YouTube olmasa insanlar ne yapacak Tindersticks?!)

Mobil olmayanlar için…

Ve mobil olanlar için ancak buradan bulabildim.

Neyse konuya geçeyim artık.

Tindersticks tutku grubudur sayın okuyucum. Stuart Staples sesiyle kadınları etkileyebilmede, Chris Isaak‘tan da, Leonard Cohen‘dan da, farklı tatlarda yorumlarsak Beck‘ten de (bunu açıklamış mıydım bir yazıda?), türevlerinden de bence daha ileridedir – tabii istenen şey etkilenmekse (bende genelde olmaz da). O yokken ise sadece histerik krizler oluşturur, mum ışığında, elde şarap kadehleriyle duyulacak tutkuyu – maalesef ki muhtemelen zevklerin uyuşmayacağı için hiçbir zaman yaşanmayacağı gerçeğinden hareketle – yalnızlıkta var eder – yalnız değilken (?) bile (e bu aldatma mıdır?).

Ama Whiskey & Water bundan farklıdır biraz daha. Sözlerini boş verin, hep “hayallerde” olan (neden?), adamın gelip “Ben ne hovardaydım da seninle değiştim” demesi, kadının hakimiyeti (neden?) temalı bir şey. Bu defa belki de ilk defa sadece müziğine ve Stuart Staples’ın söyleyişine odaklanabiliriz.

Birincisi içinde progresif ilerlemeler var, uyduruyor muyum? Sakinden gelip krizlere gidiyoruz. “Noise”, daha doğrusu – bence – The Velvet Underground esintisi var. Pff… Ben de sıkıldım böyle tekniğe çekmeye çalışırken. Komple karizma sesli adamın “Lauu la la lauu dü rü rüü dü rü rüü” deyişi var, kendini bırakma var, dağıtma var, kontrolsüzlük var!

Bu ruh hâlini yakalamak kolay değil ama yakalanınca da tadı çok güzel bir şey. Şarkıyla da alınan tat artırılabilir, mest edebilir dinleyiciyi. Etmez mi? Etmezse yazık.

Daraldığının farkındayım okuyanım, yoksa buraya kadar gelmezdin. Sıkıntın var, bir şeyler var sende. Sormuyorum ne olduğunu, açıkçası bana ne? Ama bir şekilde bozacaksın bunu, bozmazsan yapman gereken şey açık ve ben senin bunu yapmayacağını biliyorum. Bi’ gerçek de şu ki – hep aklıma gelir – çok kolay şey değil kendisi. Neyse, konumuz o değil.

İhtiyacın var Whiskey & Water’da benim duyduğum hazza. Böyle suni hazlarla günü kapatmalısın. Saat şimdi 23:39. Ben şarkılara sararım, sen de bir şey bulmalısın. Az olsun benimle uyuşan yapın varsa, işte bunun için Whiskey & Water ya da bunlardan birini seçebilirsin. Ha, kızgınlığın mı var dünyaya ya da içindeki bir veya birden fazla bireye? O zaman zaten yanlış bir yerdesin, seni “Metal departmanı”na alalım mı?

Bitmiyor. Hiçbir şey. Ama biteceğini biliyorsun. Bitmesinin kaçınılmazlığını – var olan hayatı sürdürmek için. O zaman, o an gelene kadar böyle güzelliklere sarılacaksın, suni ya da belki de sonuna kadar gerçek ve belki de bugünün bittiğinde bir daha duyamayacağın yoğunlukta – mı acaba?

Tindersticks her zaman çekilmez. Ama ruh hâlin uyarsa da… Mmm…

.

E keskin bitmiş? Bitti mi ki? Bitmeli mi ki? Tindersticks bunu ister miydi ki? Bitmesin o halde.

50 yaşımda hala onları dinliyor ve bir şeyler hissediyor olursam galiba – tabii galiba – mutlu olurum. Bitmemiş olursa bir şeyler? O zamansa deliririm – harfiyen hem de!

Ama şimdilik… Tutku için… Bir şeyler. Ve Tindersticks.

2 Yorum

  1. Hello There. I found your blog using msn. This
    is an extremely well written article. I will be sure to
    bookmark it and return to read more of your useful info.
    Thanks for the post. I will certainly comeback.

    • Gamze, gerçekten. Gamze, gerçekten.

      Thank you dear. I see you know Turkish, nice. Very nice. For people who know Turkish be sure that my blog is a kind of treasure. Are you still using msn? Interesting. Then, see you, use mIRC.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.