İçeriğe geç

Afedersiniz ama… Bulantı.

Sartre Bulantı diye kitap yazınca kimse “Iyy!” etmez, niye etsin? Bulantı değil çünkü insanların kötü bulduğu, kusma. Bunu da istifra diye söylersek rahatsızlık azalıyormuş. Belki de “Dur, doğru söyledi mi o kelimeyi? İstifra mıydı? İstiraf mıydı? İstirfa mıydı? Fistiğra?…” tereddütleridir “Iyy!”ın önüne geçen. Biraz fesatlık belki de, hata arayıcılık. Yüzleşin millet!

Hastalık insanı çirkinleştirir, o kesin. Hastanede serum takıldığında atılabilen fotoğraf bu yüzden bir başarı sayılabilir bile, belki de özgüven işareti? Çirkinlik halindeyken niye atasın fotoğrafını “canımcım”? İlgi görmek istiyorsun da korkunçsun. Gerçi değilsiniz genelde, ben korkuncum belki de sadece o anda. İnsan olan sadece benim demek ki… İnsan çirkinleşir çünkü. Paragrafımın başında bunun böyle olduğunu kabul etmiştim, daha fazla açıklamaya gerek görmüyorum ve de aksini düşünmek saçmadır. (Bunu yazarken inanılmaz eğlendim ama kime benzettiğimi söylemeyeceğim ve birisi söylerse “Bildim Gamze tabii, şunu taklit etmişsin” diye ve tutturursa ne mutlu olurum ya!)

Aslında çok başka konuya geçeceğim, dağınıklığımdan ötürü de biraz yüz ekşittiriyor olabilirim – ki sonuna kadar haklısınız. Ama bence biraz konuyla bağlantılandırabiliriz de – evet bulantıyla!

Beck‘i biliyoruz, artık bilelim. Bira değil, onun sahibi hiç değil. “Multi-instrumentalist” yazısını hakkında gördüğümde – bugün yasaklanan Wikipedia’da – çok etkilendiğim muhterem. O konumuz için bir şarkı söylemiş, bence uydurmuş da. Gelsin:

Ben pek video klip insanı olmadığımdan bunu da ilk defa izledim ve soruyorum: Beck, sen bundan birkaç yıl önce Girl‘de de böyle yürüyüp durmamış mıydın – ki Girl’ü en sevdiğim Beck şarkısı seçerim. En beğendiğim olmasa da. Ayrıca “Nausea” olayını bozmuşsun? Sadece dinlerken çok daha ifade ediyordu ismini sanki… Sözlerinle de uyuşmuyor sanki, atıyor muyum? İkinci kez izlemeye üşendim, o yüzden kaçırmış da olabilirim ama neyse. Klip çeşitliliği yap Beck, ben izlemem ama yap bence.

Şarkılarına özel, güzel, detaylı, düşünülmüş söz yazabilenleri seviyorum. Saygım da artıyor. Beck öyle, John Frusciante zaten öyle, PJ Harvey öyle, aklıma başka gelmedi şimdi ama Leonard Cohen‘u falan konuya katmıyorum zaten. Yeni nesil daha çok üzerinde durduğum. Bir de Cohen’un kitap girişimi En Güzel Oyun‘u vardı, çok kötüydü. Rahmetli yazmış yazmasına da… I-ıh.

Ben üretici kişi değilimdir pek, o yüzden zaten gelebilecek olası bütün “Sanki sen süper yapardın daa…”lara maç izleyen yurdum insanlarının, izlediklerini eleştirebilmeleri için süper futbolcu olması gerekmediğini sürerim. Onların desteğiyle herkesi yıkarım! Vuuhu!

Üretici kişiler tanıyorum. Biraz da hayret ediyorum. Bir süre müzik dinleyince bestelemeye kalkanından film izleyince çekmeye kalkanına, kitap okuyunca yazmaya kalkanından siyasal eleştiri yapınca politikaya atılanına (hehe sonuncu uydurma tabii)… Ben de arada “tester” grubuna dahil edilirim. Sanki çok tatmin edici ya da daha doğrusu mest edici sonuçlar almadımsa da şimdiye değin, genelde hoş şey olmalı böyle denemeler. Belki önyargım aldırmadı zaten sonucu, kim bilir?

Bulantılıyım dünya. Ama ondan fenası ateş. Ha şimdi ikisi de azaldı, belli ediyorum bence. Ateş anında öyle düşünceler koşuyor beyne ki sonra düşünce sadece şüphe geliyor, ya diyorum o sırada düşündüğüm ve hissettiğim yalın gerçeklikse ve olması gereken o andaki kafamın yapabilecekleriyse?

Tabii bu ihtimalleri düşünmenin de pek sonucu yok. Zaten Girl dinlemeye başladım ki keyfim artık gidemez kolay kolay.

Yazının başında çaktırmadan yine Sartre’a bulaştım, yapmadan duramadığımdan. İlerledim Cohen’u gömdüm. Bitirişte temiz ortalık olsun, güzel şeyler söyleyeyim: Mmm… mmm… mmm… N’aber?

 

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.