İçeriğe geç

Şeytanınız bol olsun!

Pazar gündüzünde şeytan muhabbeti çevirmek ne kadar doğrudur bilmem de zaten doğrusunun-yanlışının olduğunu da sanmıyorum. Tamam, o halde yapayım.

Emir Kusturica’nın bas gitarits olarak sonradan eklendiği No Smoking Orchestra günün birinde “şakalı” şarkılarına bir yenisini eklemiş, adını da koymuş Devil in The Business Class.

Sözlerini komple koyayım, çevireyim mi? Fena çevirmenlik yapacağımı düşünüyorum ama…

Welcome abort dear passingers,
This is your devil speaking. 
The emergency exit is on your right,
Don’t forger this is a no smoking flight (şuradan bi’ “no smoking” esprisiyle grubu analım)

For all the shit you’ve done in history
I’m the one always to be blamed. (Tarih boyu yaptığınız tüm pisliklerden beni mesul tuttunuz pisler)
For all mistakes that you cannot named,
The devil is guilty, the devil again! (Yaptığınız her adını koyamadığınız hatada beni suçladınız, hep ben hep ben!)

The time has come for you to know, 
I am victim of propaganda war (Artık öğrenmenizin zamanı geldi, ben propaganda savaşının kurbanıyım!)

We are cruising at 20000 feet.
Imagine how it must be cold.
You can see an old person on the clouds,
That person, that is God! (Bulutların üstünde bir adam görebilirsiniz millet, o adam Tanrı işte!)

He has hard hard time dealing with you all,
It hidh tine (demişler ama bence ‘high time’) now for new standards to be set. (Sizin hepinizle uğraşmak ona pek zor zaman geçirtiyor, artık yeni standartların ayarlanmasının zamanı geldi.)
I can help you with a friendly advice, 
Let’s sign peace agreement, wouldn’t it be nice? (Arkadaşça bir önerim var. Gel barış yapalım, hoş olmaz mı?)

The time has come… (nakaratlar nakaratlar…)

I’m talking to you in the business class,
You are the ones who can understand. 
You have the power, you have the means,
Sponsor my action if you please! (Canlar siz anlarsınız, sizde güç var, yollar da sizde. Gelin bu çalışmamı destekleyin, mutlu olursanız – ki olursunuz diye düşünüyor)

The time has come… (son nakaratlar…)”

Şeytan konusunun geçtiği kanımca en eğlenceli ve bir o kadar da haklı şarkı. Düşünüyorum ben ne kadar “Şeytana uydum”cu bir insanım? Pek değilim ama yaygın bir hâl bu dünyada, malum. Kolay da çıkış yolu olarak her şeyden. Sen mel-lek gibi dolaşırken geliyor şeytan, temiz kalbine pis düşünce tohumlarını salıyor, kötüye yönlendiriyor seni. Yoksa ne dedikodu yapardın, ne anlamsız bencilleşirdin, ne çıkarcı olurdun, ne haset değil mi? Tabii ki!

Ya şeytan kalbine kötü düşünce tohumunu atmayıp onu iyice eline geçirseydi? Hayır, Faust’un Mefistofeles’e satışı gibi değil. Neyse ki The Exorcist‘teki gibi seni komple dönüştürüş de. Ama içine süzüldüğünü hissetseydin yaşadığın yokluk ve üzüntü halinde?

Nelbette bunu da anlattılar! Hem de yine PJ Harvey!

PJ de diyor ki…

As soon as i’m left alone, 
The devil wanders into my soul. (Yalnız bırakılmamla şeytan ruhumda dolaşmaya başlar)

And i pretend to myself… (Kendimi kandırırım, kendime oynarım öyle işte…)

I go out to old milestone,
Insanely expecting you to come there. 
Knowing that i wait for you there,
That i wait for you there. (Giderim bizim o köşebaşına, deli gibi sen benim seni orada beklediğimi bilip gelirsin diye umarak)

Come! Come!
Come here at once!
Come! Come!
On a night with no moon! (Nolur gel artık bi’ sefer olsun, gel nolur! Ayın olmadığı – yeni ay olduğu – zamanda gel!)

Because all of my being is now in pining,
All of my being is now in pining. (Çünkü tüm varlığım eriyor gidiyor kuzum, eridim bittim)

What formerly had cheered me now seems insignificant, insignificant. (Evvelden beni mutlu eden ne varsa şimdi pek önemsiz görünüyor. Pek önemsizler pek!)”

E böyle gelecekse şeytan, gelsin n’olacak? Bence de. Çünkü zaten normal bir aşk acısındasın PJ, ne adama beddualardasın, ne ona hain planların, ne de Demet Akalınvari nispet derdin var. Temiz, güzel, hisli şekilde bekliyor ve de kendi kendine yok oluyorsun. Şeytan mı yiyor içini? O mu suçlu yine senin bu eriyişinden? Adam bırakmış gitmiş, şeytan n’aapsın?! (İlk şarkımıza dönelim…)

Pis şeytan konu bütünlüğü yaptırmadı bana. Bu dağınıklıklarımın ardında hep o var zaten. Şimdi çok güzel bağlamak isterdim ama olmuyor. Şeytana uyuyorum ve birden The Exorcist detayımı da anlatıyorum: En korktuğum korku filmiydi kendisi. Sinemada yeniden düzenlenmişini izlemiştim kuzenimle ve “Yok yea ne korkayım?” deyip uzun zaman odamda duvara ışıklı şeytan figürü vuracak diye tırsmıştım. Neyse ki hâlâ kafamı 180 derece çeviremiyorum.

Onun dışında da (’90 sonlarında patlak veren Satanizm detaylarını saymazsak – ki onda şeytan pek konu değildi) şeytanla alakam olmadı herhalde. Uyuyorumdur muhtemelen, gelip gelip kalbime çöküyor ve çok iyi davranacağım zamanlarda beni kötüye çeviriyordur da… N’apalım? Böyle bir ilişkimiz var.
Diktatör, rektör veya patron olmadığım müddetçe sorun değil bu da. Rahatız.

Tek Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.