İçeriğe geç

Şeytan, n’aber?

Orada bir “Şeytan” var içimizde, uygun zamanı, koşulları bekliyor. Bulunca da durmadan, tereddüt etmeden vuruyor.

Çoğul konuşmam kendimi “iyi” görme çalışmamdandır. Yoksa düşünmedim herkeste var mı bu özellik, herkes ani “vuruşlar” yapar mı diye. İki (2) tane örnek bulsam yeter dünya geneline yaymam için, ama onu bile dikkate almadım henüz. Ama…

Bir gün, bir akrabam rampaların önünün arabalarca kapatılıp tekerlekli sandalyeye açık bırakılmamasından rahatsızlığını dile getirmek için “Yani öyle bi’ kızıyorum ki, Allah her aileye bir engelli versin de görsünler bunun zorluğunu, diyecek oluyorum” demişti. Ben de o zaman “Onun yerine Allah’ın herkesten bu sıkıntıyı almasını dilesek ya? Madem normal dışı bir şey diliyoruz…” demiştim.

Üstünden kaç yıl geçti bilmiyorum. Muhtemelen 8-9 yıl. Bu dediğim “Tersten bakalım kuzum?” vakalarının sayısı 1-2 değildir, 10-15’i bulmuştur zannediyorum o kadar sene içinden. Neden? Gıcık bir insanım, hepsi ondan.

Pozitif bakış dayatmasındayım. Bardağı dolu görmeyi geçin, içindeki suyla santral kurulabilmeli (akış da sağlanarak), o derece. Pollyanna olmak sadece “salaklıktan ak” değil, doğal görülmeli ve uygulanmalı. Kural değil, tercih olarak seçilmeli.

Ama…

Her “ama”nın devamında olumsuz bir şeyler gelir değil mi? Tabii. Bunda aykırılık çıkarmayacağım zaten. Bir “ama” var işte.

Mantığım değil ama “öz bilincim”, “bilinçaltım” her ne deniyorsa, bunun tam tersi konumu tutturup gidiyor her zaman. Bardak var ya demin konu ettiğim, o boşluk değil susuzluktan evrensel sorun doğurabilecek durumda. Hatta sorun da doğurmaz aslında, dünyaya 3-5 tane atom bombası atıp (belki 10-15) insan hayatını sonlandırmayı önerebilir. Bakın, mesela bu atom bombası teorisi yazarken yeni de gelmedi. Demek ki daha önceden düşünmüşüm dünyaya 10-15 tane atom bombası atmayı. Neden olmasın ki?

Espritüel dünya sonlandırma bir yana, sizi bilmem. İçimde bir “şeytan” olduğunu düşünüyorum. İyi, hoş, rahat, “mel-lek” görüntünün altında o lanet şekilde atak yapacağı anı bekliyor sanıyorum. Dışarının değil sadece, benim bile farkedemeyeceğim anda aktifleştiğini, karşıya/karşıdakilere vuruşunu yaptığını görüyorum.

Ve kendimi “temiz” hissetmek adına olsa gerek, herkeste bu tip bi’ “pislik” vardır, çıkar diye kabul ediyorum. Fırsatı bulunca vicdan, kalp, ne varsa önemsemeden karşıyı az-çok yaralayacaktır, yapmıştır bunu diye. Kesin kendisini “haklı” göreceği sebebi de bulunduracaktır, başka kimse anlayamasa bile…  Zaten her türlü etkileşimde neyin, nasıl olduğu tarafların kendi açısından algılayışı değil midir?  İşte, bundaki de öyle geliyor. Kişi kendisince ya intikam alıyor, ya dünyaya kızgınlığını kusuyor, ya da savunuyor… Bir temeli var muhakkak.

Şeytan, her şeyden seni sorumlu tutup kurtulmak gibi kolaycılığı seçmek yöntemim değil ama içimdeki kötülüğü de pek sahiplenemiyorum, yine senin “torunun” yüzünden olsa gerek. Bilemedim…

Hı, Şeyan da bana cevaben konuşuyor tabii. Onu da unutmadan buraya, uygunca, severek yerleştiririm. Gelsin bi’ Devil in the Business Class…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.