İçeriğe geç

Konuşmak kafada başlar, kafa konuşur.

Seçim geçti, kritik yapmam lazım(?). Ama nelbette ki ben lazım olan şeyleri yapmayacağım ve yine gereksizlikte sınır tanımayan müzik konumla gideceğim, çünkü yine dinleyip havaya girmiş vaziyetteyim.

Radiohead sever misiniz? Thom Yorke?

Ben sevmem. Yani 3-5 şarkısını 4 yılda bir dinlediğim olur da, o da canın neyi isteyeceğini bilmeyişindendir. The Vines‘ın solistini de Thom Yorke’a benzettiğimden hafiften gıcıklanırım, oysa The Vines’ı gayet zevkle dinlediğim olur. Neyse.
Radiohead ismini nerden aldı diye hiç merak ettiniz mi? Ben etmedim. Ama yine tesadüflerle öğrendim çünkü bu dünya üzerinde Talking Heads vardı ve ben nasıl olduysa eşelemeye durmuştum bu yine kendilerine hayli sempati duymama rağmen süreklilik tutmayan dinlemelerime katacağım grubu. Onların True Stories albümünde Radio Heads diye şarkı var. Ötekisi, yani grup olan, da daha önce kurulmasına rağmen nasıl kötü isim almışlarsa kendilerine, bu çıkınca değiştirmişler. “Ah işte bu!”
Talking Heads de çoğunlukla Psycho Killer‘ı ile bilinmiş. Rivayete göre (ben bilmem, siz bilin) barlarda en azından bir aralar olmazsa olmaz diye çalınıyormuş. Şimdi bakarsam alacağım sonuçtan korkuyorum ama, muhtemelen Nouvelle Vague da cover yapmıştır o şarkıya. Heaven‘a yapacak değil ya? Hiçbirine yapmasa ne güzel olur, değil mi?
Yine neyse… Gitmişler adamlar (-miş anlatımı da çok masala çeviriyor, güzel) rock, “new-wave” türüne dahil ama bol klavyeli, Tarık Akan’ın karşısına Filiz Akın’ı alıp iki yana sallanmak suretiyle diskoda dans edebileceği, ama Modern Talking (ille “talking”) ve Boney M’den tümden farklı müzik, şarkılar yapmışlar.
Aslında böyle demek biraz acımasızca da oluyor muhtemelen, müziklerini fazla pop’a indirgiyorum. Fakat en dingince zevk veren şarkılarına bakınca da başka şey diyemiyorum. Talking Heads dinleyesi geldiğinde bir insan gider de hep öncelikle naif naif Naive Melody olan şarkıyı seçerse, o şarkıyı yapanlar o tınıda güzel gitmişlerdir demek ki.

Haklıyım, evet.
Ama ne var tabii, Psycho Killer da mesela güzeldir. Burning Down the House da, Life During Wartime da, (Nothing But) Flowers da – ki bu çok da oynaktır hani, dinlediğimde dümdüz mutlu olurum yani. Nasıl dümdüz? Kopmuşça. Tabii o her zmaan olmaz, canın çekmesi lazımdır ki demek mutlu olmaya yer vardır yani… Yani güzeldir güzel, gülümseme alır yüzü. Bir de böyle tatlı sözler falan… Ama bence bir de Once in Your Lifetime sağlam yer edebilen bir şarkıdır. Sözleriyle de David Byrne’ın söyleyişiyle.
New wave ve ilginç şekilde post-punk’a (ki ilginç ama yerinde, evet) güzel örnekler kendileri aslında. Düşündüm de yine…
Mmmm… Dağılmışlar işte, iyi olmuş tahmin edeceğiniz gibi. Daha erken dağılsalar daha iyiymiş belki.

2 Yorum

  1. Adsız Adsız

    Radiohead denince aklıma 'nude' parçası gelir.
    burdan: https://www.youtube.com/watch?v=BbWBRnDK_AE
    uzay temalı videosu vardı.. şimdilerde bakıyorum youtube da pek bulunmuyor., Değişmiş sanırsam yavaş çekimli videosuyla..kafada askıda kalan düşünce-
    David Byrne ın da pek bi çok iyiliği olmuş,gaiba.vikipediye baktımda ambientle ilişiğini bile gördüm.. "Once in Your Lifetime"da söylenecek söz yok. danslarıyla filan;nakaratları farklı sestonuyla tekrarı ufkumu açtı diyebilirim

  2. Adsız Adsız

    + Ayrıca belirttiğiniz muzik ateriyi de anımsattı..indirip dinleyince, İyi bir seçim tşk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.