İçeriğe geç

“Zamane” kötü kavram değildir, hiç değildir

Takip zor şey. Hayli zor. Bir hayli zor. Bayağı ve de baya zor. Oldukça da zor. Öyle böyle değil zor. Fena zor.

Facebook’ta bir grup var, AudioPool isminde. Kurucusu kişiyi de biliyorum, şahsına münhasır birisi, o grubu hakkıyla götürür yani. Neden, necidir bu grup? İnsanlar istedikleri parçaları paylaşsın, dinleşsin, yorumlaşsın, kaynaşsın, ortamlara aksın, bağlantı kursun amaçlı olduğunu sandığım bir yapı ve hayret ettirici şekilde katılım var. Her gün birileri paylaşıyor, sonu gelmiyor. Uzun zaman bakmıyorum, sonra bi’ göz atıyorum sol sütunda, “AudioPool 20+” diye belirtme. Sonra tıklıyorum ve acı gerçek yine çıkıyor karşıma: Hiçbirinden haberim yok söz konusu paylaşımların. Yazmış şarkı paylaşan muhterem, “Geçenlerde sundu ismiEspriliYaDaHoşGrup yeni single’ını” diye. Ne grubu bilirim, ne de single’ını. Öteki paylaşımda da aynısı var, bir sonrakinde de, ilerisinde de….

MTV ile bağlantım kesileli çok oldu ama zaten bu daha çok Indie gruplarının MTV ile birebir bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Adı üstünde: Indie (Keh keh… Adı bir şeyi ifade etmezken “adı üstünde” deme pisliğini de yaptım. Yazıyı terk edebilirsiniz tabii, hakkınızdır). Bu takibi başarmak için – internet sayesinde – envai yol vardır elbette de, yine de takdire şayan şey.

“Gamze, iyi ki bi’ müzikle alaka kurmuşsun. ‘Müzik olmadan yaşayamam ben’cilerden misin yoksa sen de? Çok… çok… çok eğreti, yapay, romanlaştırma çalışması bu yaptığın” mı dediniz? Yoksa siz ben misiniz? İlginç. Yok efendim, o lafı etmiyorum. Yaşardım “babalar gibi”.

O yüzden başka dallardan da örnek vereyim şimdi zamanı takip etmenin zorluğu için: Kitap. Eskilere ulaşmak benim için hayli kolay, okumak da öyle – idi bu son 2 yıla dek. Geçenlerde şansımı zorlayayım dedim ve uğraşlarım sonunda Hakan Günday‘ın karşıma çok çıkmasından mütevellit (eski Türkçe kullanayım da konuma uysun) en ünlülerinden olan kitabı Kinyas ve Kayra‘yı aldım. Kitap akıcı, değişik kurgulu – her ne kadar bana yer yer başka kitapları anımsatsa da. İçinde Hakan Günday’ın ilk kitabı olmasına yorduğum (ve “gürül gürül” ukalalık yaptığım) “barbecue” gibi orijinal dili koruma ve “tarz yapma çabası” imajı veren iticilikler barındırsa bile iyi bulunurdu yani. Bulunmuş da zaten. Ama… Elimde süründü efendim, resmen. Tabii bunda en büyük etken telefonların bilgisayarlaşması oldu da, ben bu adamın sonraki kitaplarını da takip edeyim, zamanı yakalayaym, desem ölürüm yarı yolda. Ha fena olmaz belki bu, yeni intihar yöntemi olarak “Hakan Günday’ı takip etmeye uğraşma” kavramını üretsek mi?

Elif Şafak ve – bence amcaoğlu konumundaki – Orhan Pamuk ikilisini takip etmek de gündem popülerliğinden kopmamak olurdu, yapamıyorum. Daha bir sürü güncel yazar vardır muhtemelen, takip edemediğim. Bi’ eskilerin klasiklerine gömülmüşlük varken bende, yakınlarına bile ulaşamadığım.

Başka başka? Dizi – sinema sektörü. Bir sene, herhalde 2-3 sene önce Oscar’dan evvel aday filmleri izlemeye karar verdim ki işte, o sene The King’s Speech vardı, herhalde yine aynı seneden 127 Hours ve Black Swan üçlüsünü anca izledim akademik ödüllerden önce. Şimdi yegane IMDb’den bakınca aday filmlerden Inception‘ın dahil olmadığı başka 3 filmi daha izlediğimi farkettim de onlar sonradandı. Zamanlarını yitirdiklerindeydi yani… Neyse, bu ilk saydığım 3 filmi izleme en büyük başarım sayılırdı zamanı filmler için takip etmede sayın okuyucu. Öyle etkilenmişim ki durumdan, geçenlerde Black Swanen en fazla 2 yıl önce çekilmiş olduğundan emin şekilde konuştum, iddiaya girdim, yenildim 2010 yapımı olduğunu görünce. Bana kalsa dündü o. Yani…

Diziler deseniz, hiç demeyin. Friends‘i zamanında izlemiştim – o zamanlar tesadüfen takip edebildiğim için, kimse izlemezken. Coupling‘i de. Ama onlarda jübilemi yapmışım herhalde, It’s Always Sunny In Philadelphia‘yı saymazsak.Yani kalmışım yine oldukça gerilerde. Yerli dizilerde zaten kötü haldeyim. “Televizyonda yayınlanırken internetten izleyecek değilim ya?! Ama televizyon başına oturmak da zorlu şey…” Bu gerçekler varken, bana soruyorlar, “Şunu izliyor musun Gamze?” diye, boş boş bakıyorum. “Pffff…” ifadesi nasıl hâlen yerleşmedi bu sabırlı insanlara bilemiyorum. Gerçi dizi bittikten sonra Breaking Bad‘i izledim ve kupa kaldırdım, 10 yıldır ilk defa “konu devamlılığı olan bir diziyi izleme” dalında ama herkes coştururken o konuda yapamadım yine.

Geçenlerde bir arkadaşıma dağılmış grupları sevdiğimi söyledim. Sebebi sordu, dedim “Yeni albümü takip edeceksin, üstüne bir de beğenmeme ihtimalim var. Bu dağılmış gruplarda iş ortada, beğendimse beğendim, yoksa beğenmedim. Rahat rahat ‘ben şunları seviyorum’ diyebiliyorum.” Çok bir şey buldu, kötü bir şey. Hatırlayamadığıma bakmayın, pek kötü. Ama n’apayım ki durum bu.

Çünkü zor şey zamanı takip etmek efendim, çok zor. Eskiye bayılan da değilim, “Neeeerde o eski, güzel, Cicoz sakızlar. 2 dakika içinde iğrenç bir şeye dönüşürlerdi. Mmmmm…. Nefisti” diye. Sevdiğim dağılmış gruplar da hep eskilerden değiller zaten. Ama olmayınca olmuyor. İnsanoğlu yetişemiyor.

Ha ama tek derdim de bu olsun değil mi? Bence de efendim, bence de.

5 Yorum

  1. Adsız Adsız

    O zaman alkış tutmalıyız tüm olanlara..Alkış tutmalıyız ki daha iyisini versin bizlere..(Alkışlar)

  2. Adsız Adsız

    adam fawer empatiyi okudunuz mu bilmem. Biraz okudum ve bırak mıştım.nedeni çeşitli buhramlardı.. baktığım kadarıyla görmeyen bir insanın duşmanını dostuyla birlikte yok etmekti amacı.. vs. diğer taraftan kişilerin yüz ifadelerini anlayan bir uzman olan adamın asosyal dramıda vardı içinde.. Caddenin karşısına bile geçmekte tereddüt eden bir insandı.. işte arada düşma izsürümü felandı.. kitap güzeldi bırakmasydım özetle blogspotta dahada anlatılırdı.. yinede onu okumaya bir istek var içimde tabi işler yoluna girerse..

  3. Yok ben Adam Fawer'ın Olasılıksız'ını okudum da işte onun da sonrası gelmedi. Yani devamını takip edemedim, yine.

  4. Adsız Adsız

    Az önce trt hd de nasıl düşmediklerini hayretle izlediğim buz dansında rus çiftin eşsiz performasıydı.Kuğu gölü gösterisi..Yavaş çekimde sırları ortaya çıkıyordu.. işte

    kamelyalı kadın kitabına da başlamıştım onuda bıraktım.. ismi hoş gelse de yinede çekici kitap gibin.. Olasılıksız da okunmalı bence.yapabilirsem tabi.

  5. hım evet burada belirtmişim adam fawer empati bitti sonunda.. kitabın sonu bilim kurgu filmlerini sezdirsede belirtmek gerek. bırakıpta tekrar tekrar okuyunca zamanda geçiorr..
    Olasılıksız da güzel olmalı.. bir kaç yorumlarına baktığımda cern deneyleri filan dedi …:J

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.