İçeriğe geç

Her grubun temelinde bir “The Velvet Underground etkileşimi” görülür diyorlar…

Yıl 2003 ortaları ya da en geç 2004 başı. Daha sonrası olamaz, çok eminim yani bundan. Red Hot Chili Peppers‘in By The Way‘i gayet patlama yapmış, Can’t Stop videosu “Ayyy!”ları coşturmuş, eril bireyler de “Aağbi iyiler yağğ”lamış falan… Ben tabii 16 yaşlarındaki, döneme kendisini zaten çoktan kaptırmış ve müstakbel platonik aşkı olarak John Frusciante‘yi seçmiş ergen olarak, cd çalardan müziği dinlerken o zamanların aşırı yavaş internetinde ne yapardım? Aaaha! Tabii ki Icq! Bakayım numaramı hatıra diye kaydetmiştim, duruyor mu  telefon rehberimde… Durmaz mı?! 150736463.
Önceki gün zaten A Few Good Men‘i izlerken altyazıyı sağlayanlar da Icq numarasını vermişti, başında ve sonunda görünen şekilde. Ne duygulandım ya…

Neyse, konu dağılmasın. Asıl yaptığım, daha meraklı ve haliyle de daha araştırmacı cevval genç modunda John fotoları aramaktı. Neyime yarayacaktı bilmem, duvara poster de asmazdım ki… Ama şöyleleri görünce bi’ mutlu olurdum:

Aslında iyi seçimlerim varmış, bunu bilir bunu söylerim de neyse. Konu John değil zaten.

İşte yine böyle yavaş internetle dolaşırken şu fotoyu gördüğümü hatırlıyorum – yine buldum kendisini:

Lou Reed? Perfect Day‘ci adam? Hmmmm… Nasıldır ki acabağ?” Tabii o kadarla kalmıştım önce, ne olacaktı? Perfect Day’i nasıl elde etmiştim onu da bilmem. Ne habire paylaşım sınırlarını zorlayan Facebook insanları vardı, ne sözlüklerden gelişen sosyallikler ve tabii beğendiği her parçayı sana da yollayanlar… Ama yine nasıl olduğunu hatırlamadan bunun daha ileri gittiğini de biliyorum. “Gamze’nin kıymetlileri orijinal audio cd’ler” arşivime zoru zoruna best of’unu katmıştım. Şunu:

Net söyleyeyim bence albümün en ilgi çekici parçası The Gun‘dı. O kadar albümünü dinledim rahmetlinin, bu şarkının içinde yer aldığını dinlemediğimden belki de daha “tatlı” geldi hep, bilemem de özel yani işte.

İşte ben şimdinin bana The Velvet Underground‘una, o zamanın Lou Reed and The Velvet Underground’una böyle girmiştim. Hani pek önemli bi’ olay değil de, dandik hafıza olduk olmadık bir şeyleri tutar ya… Ben de The Velvet Underground’u ve Lou-David-Iggy üçlüsünü zevklerimde yer tutmuşluklarından ötürü bir nevi “kazanım!” gördüğüm için herhalde…

Daha Karanfil’deki “korsancılar”dan – bilmem ne “bazaar”daki cd’cimden – Sex Pistols‘ın The Great Rock’n’Roll Swindle‘ını alıp dünyadan koptuktan sonra dinlemeye başlayışım ve bu temelde birbiriyle alakasız görünen iki kavramın Punk ve Proto-punk olarak esasında gayet bağlantılı oluşunu keşfedişim vardı ki… Artık onu da anlatıp daha fazla baymayayım.

Icq demişken bi’ ara da – yine nostaljik takılırken ki bayağı malzemem var bunda – ona ve Emule’e methiyeler düzüp ağıtlar yakayım ölmüşlüklerine olmazsa. Neveeet…

Tek Yorum

  1. Adsız Adsız

    Gecmis gecmis gecmis.. Her ilkler tadi bir baska galiba hakki verilmez. Olurda eserse roman bile yazilir. Bide ilklerin tadi unutulmamissa…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.